Çalışanlarla doğru ilişki kurmak… Ah, ne kadar da basit bir cümle değil mi? Ama iş uygulamaya gelince, birçoğumuzun kafası karışıyor. Çünkü iş dünyasında “çalışan” dediğimiz insanlar, bazılarının gözünde sadece birer “kaynak” ya da “maliyet kalemi” olarak görülüyor. Hani şu meşhur “insan kaynakları” terimi var ya, işte o bile başlı başına bir problem. İnsan dediğin kaynak mı olur? Su kaynağı mı bu, petrol kuyusu mu? İnsan dediğin insandır, duyguları, hayalleri, korkuları ve bazen de sabahları işe geç kalma alışkanlıkları olan bir varlık. Ama gelin görün ki, iş dünyasında bu basit gerçeği hatırlamak bazen mucize gibi bir şey oluyor.
Şimdi, çalışanlarla doğru ilişki kurmanın yollarını konuşacağız ama önce bir itirafta bulunalım: Çoğumuz bu konuda sınıfta kalıyoruz. Neden mi? Çünkü dinlemiyoruz. Evet, dinlemiyoruz. Çalışanlarımız bir şey anlatırken kafamızda başka şeyler düşünüyoruz. “Bu ayın bütçesi nasıl toparlanacak?”, “Toplantıya geç kalıyorum”, “Acaba öğle yemeğinde ne yesem?” gibi düşüncelerle meşgulken, karşımızdaki insanın ne dediğini anlamıyoruz bile. Sonra da “Ben seni dinledim” diyoruz. Hayır, dinlemediniz. Dinlemek, sadece kulakla yapılan bir şey değil; gözle, kalple ve biraz da sabırla yapılan bir şeydir. Çalışanlarınız size bir şey anlatıyorsa, bırakın telefonunuzu, kapatın bilgisayar ekranınızı ve gerçekten dinleyin. Yoksa bir gün o çalışan, size anlatmak yerine istifa mektubunu masanıza bırakabilir. O zaman da “Neden böyle oldu?” diye şaşırırsınız.
Dinlemek bir yana, empati kurmak da ayrı bir mesele. Empati dediğimiz şey, karşınızdaki insanın ayakkabılarını giyip onun yürüdüğü yolda yürümek demektir. Ama iş dünyasında bu genelde şöyle oluyor: “Ben senin ayakkabılarını giydim ama bu ayakkabılar bana olmadı, o yüzden kendi ayakkabılarımı giymeye devam ediyorum.” Yani empati yapıyormuş gibi yapıyoruz ama aslında yapmıyoruz. Örneğin, bir çalışanınızın performansı düştüğünde hemen eleştirmeye başlıyorsunuz: “Neden böyle oldu? Daha çok çalışmalısın!” Peki, o kişinin neden performansının düştüğünü sordunuz mu? Belki evde bir sorun yaşıyor, belki sağlık problemi var, belki de sizden bıkmış durumda. Ama hayır, biz hemen yargılamayı tercih ediyoruz. Halbuki bir durup sorsak: “Neler oluyor? Sana nasıl yardımcı olabilirim?” İşte bu kadar basit bir soru, karşınızdaki insanın size olan güvenini artırabilir. Ama yok, biz genelde bu soruyu sormak yerine “Hadi bakalım, biraz daha gayret” demeyi tercih ediyoruz. Sonra da çalışanlar neden mutsuz diye düşünüyoruz.
Gelelim takdir etmeye… Ah, iş dünyasında en az yapılan şeylerden biri. Çalışanlarınız harika bir iş çıkardığında ne yapıyorsunuz? Muhtemelen hiçbir şey. Çünkü “Bu zaten onun işi, yapması gerekiyordu” diye düşünüyorsunuz. Ama bir düşünün, siz bir işte çok emek harcadığınızda ve kimse bunu fark etmediğinde nasıl hissediyorsunuz? Muhtemelen moraliniz bozuluyor. İşte çalışanlarınız da aynı şeyi hissediyor. Küçük bir teşekkür, bir “Eline sağlık, harika iş çıkardın” cümlesi, düşündüğünüzden çok daha büyük bir etki yaratabilir. Ama biz genelde bunu yapmayı unuturuz. Çünkü takdir etmek, zaman alır. Halbuki bir teşekkür etmek, bir gülümsemek, bir “Seninle gurur duyuyorum” demek, çalışanlarınızın motivasyonunu artırır. Ama yok, biz genelde “Bu zaten onun işi” diyerek geçiştiririz. Sonra da çalışanlar neden motivasyonsuz diye şikâyet ederiz.
Adalet konusuna gelirsek… İş yerinde adalet, güvenin temelidir. Ama maalesef birçok iş yerinde adalet, sadece bir kelimeden ibaret. Bir çalışanınız bir hata yaptığında onu eleştiriyorsunuz ama aynı hatayı yapan başka bir çalışanınıza hoşgörülü davranıyorsunuz. Neden? Çünkü o kişi sizin favoriniz. İşte bu tür davranışlar, iş yerindeki güven ortamını yerle bir eder. Çalışanlarınız arasında ayrım yapıyorsanız, birine diğerlerinden daha fazla değer veriyorsanız, bu durum iş yerindeki huzuru bozar. Adaletli olmak, herkese eşit mesafede durmak ve kararlarınızı objektif bir şekilde almak demektir. Ama biz genelde bunu yapmayı unuturuz. Sonra da “Neden ekipte huzursuzluk var?” diye şaşırırız. Cevap basit: Adalet yoksa huzur da olmaz.
Aslında, çalışanlarla doğru ilişki kurmanın en önemli sırrı, insan olmayı hatırlamaktır. Çalışanlarınız birer insan. Evet, bu kadar basit. Onlar birer “kaynak” ya da “iş gücü” değil, birer birey. Duyguları, hayalleri, korkuları ve bazen de sabahları işe geç kalma alışkanlıkları olan insanlar. Onlara birer insan gibi davranın. Bazen bir çalışanınızın doğum gününü kutlamak, bazen onun çocuğunun hastalığıyla ilgilenmek, bazen de sadece “Bugün nasılsın?” diye sormak, düşündüğünüzden çok daha büyük bir etki yaratabilir. Ama biz genelde bu tür küçük jestleri yapmayı unuturuz. Çünkü iş dünyasında “duygusallığa” yer yoktur, değil mi? Yanlış. İş dünyasında duygusallığa yer vardır. Çünkü iş dünyası, insanlarla ilgilidir. Ve insanlar, duygularıyla hareket eder.
Çalışanlarla doğru ilişki kurmak, büyük bir formül ya da karmaşık bir strateji gerektirmez. Sadece biraz empati, biraz dinleme ve biraz takdir… Ve en önemlisi, insan olmayı hatırlamak. İşte bu kadar basit. Ama biz genelde bu basit şeyleri yapmayı unuturuz. Sonra da “Neden çalışanlar mutsuz?” diye şaşırırız. Cevap basit: Çünkü biz, insan olmayı unuttuk. O yüzden, bugün bir çalışanınıza teşekkür edin, onu dinleyin ve ona değer verdiğinizi hissettirin. Göreceksiniz, bu küçük adımlar, büyük farklar yaratacak. Hem sizin için hem de çalışanlarınız için.
Tarih